Haluk Kırcı
Bahçelievler katliamı sanığı olan Kırcı, ülkücü çevrede "İdi Amin" ve "Esmeray" lakaplarıyla tanınıyor. Bahçelievler katliamından iki yıl sonra yakalanan Kırcı, 17 Kasım 1980 tarihli 14 sayfalık ifadesinde Abdullah Çatlı ile birlikte yaptıkları katliamı en ince ayrıntılarına kadar anlattı.

12 Nisan 1988'de idama mahkum oldu. Bir yıl sonra şartlı tahliye yasasından yararlanarak 'yanlışlıkla' tahliye edildi ve tekrar aranmaya başladı. 1 Ağustos 1992'de evlenirken nikah şahidi dönemin Erzurum Valisi Mehmet Ağar'dı.

İkinci MİT Raporu'nda, Özel Örgütün Ülkücü Mafya içindeki bölümünde yer aldığı ve Çatlı'nın ölümünden sonra örgütün silahlı kanadının lideri olduğu öne sürüldü.

Abdullah Çatlı'nın ekibinde, Abdurrahman Buğday, Sami Hoştan, Sedat Peker ve Mehmet Gözen'le birlikte yer aldığı da iddialar arasındaydı. 25 Ocak 1996'da Küçükçekmece'de yakalandıktan sonra 1 Şubat'ta Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'na teslim edildi.

Başsavcılığın, Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nin ilamı gelene kadar nezarette tutulmasını istediği Kırcı, aynı gün firar etti. Sedat Demir ve Mehmet Ağar'ın baskılarıyla serbest bırakıldığı için Komiser Servet Atan ve polis memuru Celal Yanar'la Nihat Demiray hakkında soruşturma açıldı.

Yanar, ifadesinde dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar'ın "Nezarete atmayın, polislerle otursun" talimatı verdiğini söyledi. Sedat Demir, bu davada delil yetersizliğinden beraat etti.

Diğer polislerin de beraat kararı Yargıtay tarafından bozulmasına rağmen, CMUK'un "Aleyhte temyiz olmaz" hükmü gereğince tekrar yargılanmaları mümkün olmadı.

Adanalı'yla yakalandı

Uzun süre ortadan kaybolan Kırcı, 11 Ocak 1999'da Pendik Kurtköy'deki arkadaşının evinde yakalandı. Operasyonda Kırcı'nın üzerinde Sedat Fidan adına düzenlenmiş sahte kimlik çıktı. Kırcı'yla birlikte eşi Vesile Erzincanlı, Bahçelievler katliamı sanıklarından, tekstilci arkadaşı Bünyamin Adanalı ve eşi Sibel gözaltına alındı.

Bahçelievler katliamı ve Ömer Lütfi Topal davasından gıyabi tutuklu olarak aranan Kırcı'nın yakalanmadan bir hafta önce Romanya'dan Türkiye'ye girdiği öğrenildi.

Tutuklandıktan sonra ölüm orucuna başladığını söyleyen Kırcı, emniyetteki sorgulamasında 1996'da gıyabi tutuklama kararıyla aranırken gözaltına alınması sırasında serbest bırakılması için devreye giren kişinin Mehmet Ağar değil, Korkut Eken olduğunu öne sürdü.

Susurluk'taki kaza yerinde kendisinin de olduğunu kaydeden Kırcı, ifadesinde "Mercedes'in arkasındaki arabada ben de vardım. Yaralıları ben çıkardım. Arkadaşlara haber verdim" dedi.

Kırcı'nın yakalanmasının ardından 3713 sayılı yasadan 'yanlışlıkla' yararlandırılarak şartlı tahliye edilmesini sağlayan dosya da yeniden açıldı. Öte yandan gözaltında bulunduğu süre zarfında hastaneye sağlık kontrolüne götürülen Kırcı, emniyet çıkışında yaptığı açıklamalarla da dikkat çekti.

"Beni 68'li ağabeylerim sorgulasın"

Kırcı'nın basın mensuplarına "Beni 68'li ağabeylerim sorgulasın" sözleri, 68'liler arasında değişik yorumlara neden oldu. Bu arada Kırcı'nın 1991'de Çatlı'nın kardeşi ile Promesse Tıbbi Malzeme şirketi kurduğu ve Sağlık Bakanlığı ihalelerine girdiği saptandı.

Kırcı, yakalandıktan üç gün sonra tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi'ne kondu. Dönemin Emniyet Müdürü Necati Bilican, Kırcı'nın sorgusundan bir sonuç alınamadığını, bundan sonraki aşamada savcılığın devreye gireceğini bildirdi. Kırcı, daha sonra Eskişehir E Tipi Cezaevi'ne nakledildi.

Kırcı hakkında Susurluk olayına ilişkin açılan dava, DYP Milletvekili Sedat Bucak, Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu 14 sanıklı Susurluk ana davasıyla birleştirildi.

Duruşmada Çatlı'ya övgü

Kırcı, çıktığı ilk duruşmada 1980 öncesinde olaylara katıldığını ve cinayet işlediğini kabul etti. 29 Haziran 1999'da Susurluk davasından tahliye edilen Kırcı, mahkemeye gönderdiği dilekçede, "Basının ve batının baskısı sonucu DGM'lerin sivilleştirilmesini protesto ediyorum" dedi.

Kırcı, talimatla ifade verdiği Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde de Çatlı'yı överek "Hizmeti büyüktür" dedi.

Yedi kez idam cezasına çarptırıldığı Bahçelievler katliamı davasının gerekçeli kararında mahkeme, ülkücüler tarafından gerçekleştirilen katliamın Çatlı tarafından planlandığını ve yaptırıldığını belirtirken, TİP'li yedi öğrencinin evine öldürme amacıyla girenler arasında bulunan Kırcı'nın tetiği çeken kişi olduğunu kaydetti.

İstanbul 6 No'lu DGM'de görülen Susurluk davasının Şubat 2000'deki duruşmasında ise adeta komedi yaşandı.

Karar aşamasına gelen davada, hazırladığı 115 sayfalık savunmasının bazı bölümlerini iki saat boyunca okuyan Kırcı, ayrıca cezaevinde yazdığını söylediği ve dünya görüşünü açıkladığını ifade ettiği "Donmuş Zaman Manzaraları" isimli kitabını da mahkeme heyetine verdi.

İfadesinde Eken'i "vatansever", Çatlı'yı da "devlet adına hareket eden biri"olarak tanımlayan Kırcı, Çatlı'nın önce MİT, sonra emniyet tarafından kullanıldığını, 1991'den itibaren MİT'in Çatlı'yı tekrar kullanmak istediğini savundu. Duruşma sırasında mahkeme heyetiyle Kırcı arasında ilginç diyaloglar da yaşandı.

Susurluk davasında 4 yıl hapis

Susurluk'taki trafik kazasının ardından ortaya çıkan karanlık ilişkilerle ilgili 14 sanığın yargılandığı dava dördüncü yılın sonunda karara bağlandı. Karara göre, Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin ve MİT eski görevlisi Korkut Eken, "Cürüm işlemek için çete oluşturmak ve bu çeteyi yönetmek" suçundan 6'şar yıl, aralarında Kırcı'nın da bulunduğu 12 sanık da yine "Cürüm işlemek için çete oluşturmak"tan 4'er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanıkların tümüne yurtdışına çıkma yasağı konuldu.